Sayın teknik direktörümüz ve sevgili efsane kaptanımız Fatih Tekke!

Sana nasıl hitap edeceğimizi şaşırmamızın nedeni her birine eşit derecede layık görmemiz ve her bir sıfatın en az bir diğeri kadar aklımızda ve kalbimizde yere sahip olması.

Bundan 18 ay önce, ateşten gömlek giydin. Pek çok yerinden su alan bir gemi, dört bir yandan ateşlere çevrilmiş bir orman, yıkılmaya yüz tutmuş çürük bir bina; her ne denirse, o durumda bir Trabzonspor... İlmek ilmek, adım adım işledin. Risk aldın, emek verdin ve gemi limana yanaştı, ormanda fidanlar yeşerdi, ev dimdik ayakta! Peki ya sana ne oldu?

Şampiyonlar Ligi finali hayaliyle oturduğun koltuktan, ilk Avrupa macerasının yol kazasıyla mı kalkacaksın?
Yukarıdaki sıfatların sahibi olarak seslenip sarıldığımız Fatih Tekke bu değil. Biz senin, başkasının ağzından çıksa “deli saçması” diyip geçeceğimiz vaatlerine gönül verdik.

Aynı Trabzonspor’u düşlediğimize iman ettik. Madem gemi limanda, madem orman yanmıyor, madem evin çatısı hala üstümüzde, nedir bu?

Başkanı, ekip arkadaşlarını, futbolcularını ve en önemlisi taraftarlarını yüzüstü mü bırakacaksın? Biz sana düştüğün yerden el veririz. Yakışmıyor bu melankoli.

Yakışmıyor bu yalnızlık ve dram. Tarih inananlara sırtını dönenleri yazmıyor. Kırbaç darbelerini fildişi beyazlığında sırtında hissederken palto istemeyenleri yazıyor.

Biz sana palto uzatmıyoruz, sırtımızdakini çıkarıyoruz. Ya bu çileyi beraber çekelim ya da al bu palto senin olsun. Bize lazım değil...