Evet, çok iddialı bir başlık oldu.
Gerekçesi; camianın yapısı, geleneksel anlayışımızın her zaman ağır basması ve bütünün içerisinde yer alan olumsuz küçük ayrıntıların bizi fazlasıyla etkilemesi.
Bu açıdan bakarak, iki teknik adamı karşılaştırarak yazımıza başlamak istiyorum.
Fatih Hoca, maalesef geçen sezonki başarısına rağmen birçok taraftarın gözünde hâlâ “hoca değil.”
Bu anlayıştan kurtulmak ve daha düşük dozda, daha gerçekçi eleştiriler yapmak hepimiz için en faydalı olanı.
Hocamızın oyun tarzını tarif ettiğimizde, sahaya Guardiola tarzı bir oyun anlayışını sunma arzusuyla yayıldığını söylemek durumundayız.
Öncelikli amaç topa sahip olmak.
Sonrasında sahayı paralel ve dikey biçimde birçok çizgiye ayırarak alan savunması yapmak; aynı şekilde hücumda da topa sahip olurken sahaya hâkim olmak.
Tekke’nin en önemli oyun anlayışlarından biri, pozisyon içerisinde sayısal üstünlük sağlayarak topu kaybettiğinde en kısa sürede geri kazanmaya çalışması.
Peki rakip bu presi kırar, kendi oyun anlayışı içerisinde reaksiyon gösterir ve kendine özgü hücum anlayışıyla saldırırsa ne yapmak gerekiyor?
Takımımızın zorluk çektiği, hocamızın ise bu konuyla ilgili henüz yeterince çözüm üretemediği bir noktadayız.
Ferencváros takımının teknik adamı Balázs Borbély’nin oyun anlayışı da tam burada gizli.
Borbély öncelikle dinamik, hızlı geçişlere dayalı ve burası çok önemli, topu rakibe vermekten çekinmeyen bir oyun anlayışıyla sahaya yayılan bir teknik adam.
Fatih Hoca ne kadar topa sahip olarak sahaya yayılan bir teknik adamsa, Borbély de topu rakibe verip geçişleri o derece hızlı yapan bir teknik adam.
Kadrosunu da bu doğrultuda kurduğu bir gerçek.
Rakibin oyun felsefesi açısından, orta alanda rakibin topun önünde kaldığı anlar bizim için en zor anlar olacak diye düşünüyorum.
Bu anlarda yaptıkları en iyi şey; sabırla pas yapmak, top kaybı sonrası agresif bir reaksiyon göstermek, kanatları kullanarak rakip takımın blokları arasındaki mesafeyi açmak, savunma dengesini bozmak ve oluşan boşluklara, özellikle Haitili Leny Joseph’le (F. No: 75) sonuca gitmek.
Joseph, bildiğimiz klasik bir santrfordan ziyade hareketli, savunma arkasına yaptığı koşularla çok hızlı ve çabuk, atletizmi son derece güçlü bir oyuncu.
Her iki Twente karşılaşmasında da bu rolü sahaya çok iyi yansıttığını vurgulamak gerekiyor.
Aslında Fatih Hoca’nın istediği ve aradığı santrfor tipi de tam olarak bu.
Oyuncuya karşı alınabilecek en önemli önlem ise maalesef bizim en zayıf halkamız olan bölgeyle ilgili.
Orta alanda, savunma yönü güçlü ve kaliteli bir oyuncu eksikliğimiz en büyük handikapımız.
Bu bölgede topu kaybettiğimizde en kısa sürede kazanamıyorsak yapılacak en doğru iş, kademeli alan savunmasıyla rakibin bize göre daha üstün tarafı olan hızlı geçişlerine izin vermemek.
Rakibin geçiş oyunu esnasında kazanılan her top, rakibi biraz daha geriye yaslayacak ve kimyasını bozacak.
Bu durumlarda, geçen sezon Akyazı’da oynanan Beşiktaş karşılaşmasının ikinci 45 dakikasında olduğu gibi kontratak yememek ve dönen topları kazanarak, rakibin üzerine amiyane tabirle resmen çullanabilmek çok önemli.
Tam da burada 6 numara eksikliğimiz ortaya çıkıyor.
Kasımpaşa maçında oyuna sonradan dahil olan Melih’le bu sorunu giderebilir miyiz, ben de merak ediyorum.
Aslında Melih çok güçlü ve daha alt seviyelerde oldukça tecrübeli bir oyuncu.
Ancak Trabzonspor’da nasıl bir performans ortaya koyacak, tam bir muamma.
Benim bildiğim Fatih Tekke, Kasımpaşa maçında ortaya koyduğu pozitif oyun nedeniyle Melih’le başlarsa hiç şaşırmam.
Bizim de topu kazandığımız anlarda dikine oynayacağımız paslarla çıkış yapıp Salah, Onuachu ve Saviola üçlüsünü doğru kullanmamız; rakibin her iki bekiyle stoperleri arasında boşluk oluşturup savunma dengesini bozmamız gerekiyor.
Geçen sezondan kalan en büyük hatamız ise zaman zaman panikleyerek, serseri toplarla topu kontrolsüz biçimde Onuachu’ya şişirmek zorunda kalmamız.
Bu durum hem taraftarı hem de hocayı geren en önemli unsurlardan biri.
Hocamızın, kendince bir strateji uygulayarak Ferencváros’un bizden daha iyi bir takım olduğunu söylemesi de taraftarın tepkisine yol açtı.
Rakibin takım olarak Avrupa tecrübesinin bizden fazla olması, onun daha iyi ve daha güçlü bir takım olduğunu gerektirmiyor.
Kâğıt üzerinde, Salah’ı bir tarafa koyarak baktığımızda iki denk takımın mücadelesi olarak görünüyor.
Salah farkı sahaya yansıdığında ise bunun sadece turun değil, sezonun kazanılması adına da ilk adım olacağından kimsenin şüphesi olmasın.
Turu Akyazı’da geçmemiz gerekiyor.
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.