Pazar akşamı rakibimiz, geçen sezondan başlayan süreçle birlikte son beş resmi maçında yenilmeyen ve küme düşmekten son anda kurtulan Gençlerbirliği. Başında da çok tanıdık bir isim var: Bizden biri, Metin Diyadin.
Metin Diyadin, Gençlerbirliği’ne duyduğu aidiyetle öne çıkan bir teknik adam. Zor anlarda “gel” dediklerinde koşarak gelen, “git” dediklerinde küsmeyen bir isim. Bu açıdan bakıldığında, Fatih Tekke’nin istifasının ardından Trabzonspor’da göreve başlayan Hüseyin Çimşir’le de benzer bir duyguda buluşuyorlar. Hüseyin Hoca da “gel” denildiğinde geldi, “git” denildiğinde sessizce ayrıldı. Yeniden “gel” dediler, yine geldi. Umarım bu geliş onun için hayırlı olur.
En azından yeni gelecek teknik direktörün yanında çok şey öğreneceği kesin. Futbol bilgisinin yanında kişilik gelişimi açısından da dünyaca ünlü bir teknik adamla çalışmak önemli bir fırsat. Umarım her şey gönlünce olur.
Metin Hoca’nın en önemli özelliklerinden biri genç oyunculara verdiği önem. Elbette bu biraz da çalıştırdığı takımların ekonomik ve sosyal şartlarının ortaya çıkardığı bir zorunluluk. Hüseyin Çimşir ise geçmiş dönemde takımında böyle bir fırsatı yeterince kullanamadı. Bunun nedenini futbol anlayışından çok takımın ve camianın içinde bulunduğu süreçte aramak gerekiyor.
Gençlerbirliği’nin Metin Diyadin yönetiminde oynadığı oyun, neredeyse Ferencváros’un bize karşı oynadığı oyunla bire bir örtüşüyor. Aradaki temel fark oyuncu kalitesi ve Ferencváros’un daha büyük bütçeye sahip olması.
Trabzonspor, Ferencváros’a elenmesinden gerekli dersi çıkardıysa, bu maçta sahaya nasıl yayılması ve rakibe karşı nasıl oynaması gerektiği konusunda önemli bir tecrübeye sahip. Çünkü Metin Hoca savunma odaklı ve geçiş oyununu esas alan bir anlayışla sahaya çıkıyor. Önceliği takım savunması olduğu için topu rakibe bırakmaktan çekinmiyor. Sezonun ilk maçında kendi sahasında Fenerbahçe’yi 2-1 mağlup etmeleri bunun en önemli örneklerinden biri.
Diyadin’in takımlarında temel prensip, top rakipteyken kompakt kalmak. Ön baskıyı çok fazla tercih etmedikleri için rakibi kanatlara yönlendiriyor, topu kazandıklarında ise hızlı geçişlerle hücuma çıkıyorlar. Bu bölümde Salih Uçan’ın oyun aklına, Franco Tongya, Koita ve Adama Traore’nin dinamizmine ve dikine oynama özelliklerine güveniyorlar.
Gençlerbirliği’nde bir tanıdık isim daha var: Altyapımızda yetişen Abdurrahim Dursun. Sezona iyi başlayan 27 yaşındaki oyuncu, ilk üç haftada Fenerbahçe ve Erzurumspor karşılaşmalarında ilk 11’de sahaya çıktı.
Ferencváros maçlarında olduğu gibi, topu kaybettikten sonraki ilk beş saniyede yeniden kazanmak için mücadele etmeliyiz. Bunu başaramadığımızda ise ilk işimiz rakibin topla ne yapmak istediğini engellemek olmalı. Çünkü Gençlerbirliği’nin en önemli silahlarından biri, kazandığı toplarla hızlı hücuma çıkmak.
Bizim takımımızdan da Fatih Tekke’nin ilk istifasının ardından yaşananlara karşı güçlü bir reaksiyon bekliyorum. Hatta bunu yapmak zorundalar. Bu maç yalnızca üç puan için değil, takımın karakterini ve birlikteliğini göstermek açısından da önemli.
Taraftara gelince
Onlardan beklentim belli:
Sonuna kadar, tam destek.
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.